|
İnsan beslenmesinde
esas olan ekonomik hayvan ve bitkilerin anavatanlarına bakıldığında,
çoğunun Türklerin yaşadıkları Orta Asya ve Akdeniz çevresine ait olduğu
görülür (Tablo 1).
TABLO 1: EKONOMİK HAYVAN VE BİTKİLERİN
ANAVATANLARI
| Bölgeler |
Besin olarak kullanılan
hayvan ve bitkiler |
| Orta Asya |
Sebze: Havuç, kereviz, salatalık,
patlıcan, marul, soğan, ıspanak, turp.
Meyve : Elma, armut, erik, ayva, üzüm,
kavun
Tahıl-baklagil : Arpa, buğday, bakla,
mercimek, çavdar |
| Akdeniz Çevresi |
Sebze : Lahana, karnabahar, maydanoz,
kuşkonmaz.
Meyve : İncir.
Tahıl-baklagil: Bezelye, nohut.
Hayvan : Koyun, sığır, keçi. |
| Güney Doğu Asya |
Sebze : Şeker kamışı.
Meyve : Muz, portakal, şeftali.
Tahıl-baklagil : Pirinç, soya fasulyesi.
Hayvan : Domuz, tavuk. |
| amerika |
Sebze : Kabak, domates,
patates.
Meyve : Ananas.
Hayvan : Hindi. |
| Afrika |
Meyve : Karpuz |
Eski Türklerde eti yenen hayvanların başında
koyun gelir. Bunu sırasıyla keçi ve sığır izler. Bu hayvanlar aynı zamanda
süt üretimi için kullanılmaktaydı. Eski Türklerde kısrak da süt üretimi
için kullanılmıştır. Kesilen hayvanın eti yanında ciğeri, kellesi, dalağı,
yüreği, böbrekleri, işkembesi, beyni ve kalın bağırsağı da
kullanılmaktaydı.
Kesilen hayvanın eti ve sakatatı "tandır" adı verilen
toprak kuyuda veya ateş üzerinde çevirilerek pişirilirdi. Ayrıca
sonbaharda kesilen hayvanın eti küçük parçalara kesilerek yağı ile
birlikte pişirildikten sonra küplere doldurulup kış için saklanırdı. Bu
uygulamaya "kavurma" denmektedir ve günümüzde de özellikle köylerde sık
yapılmaktadır. Etin diğer bir saklama yöntemi tuzlayıp baharatlayarak
kurutmadır. Pastırma ve sucuk bu teknikle eski çağlardan beri
yapılmaktadır. Etin kemikli kısmı tuzlanarak ağaçlara asılıp saklanırdı.
Bu uygulama da halen bazı köylerde sürdürülmektedir.
Süt, süt olarak içildiği gibi, yoğurt, kımız ve peynir
yapılarak da kullanılmaktaydı. Mayalanmış kısrak sütünden yapılan kımız
eski Türklerin önemli bir içkisiydi. Kımız, hayvan derisinden yapılan
tulumlarda saklanırdı. Sütten yapılan yoğurt taze olarak yendiği gibi,
kurutularak kış için saklanırdı. "Kurut" adı verilen bu uygulama halen
bazı yörelerimizde sürdürülmektedir. Yoğurt, ılık su katılarak hayvan
derisinden yapılan tulumlarda yayılarak tereyağı elde edilirdi. Tereyağı
ayrıldıktan sonra kalan ayrana tuz katılarak kaynatılıp süzüldükten sonra
"çökelek", "keş", "lor" gibi adlarla anılan bir tür peynir yapılırdı. Bu
uygulamalar da halen sürdürülmektedir. Ancak son yıllarda elektrikli
yayıklar tulumun yerini almıştır.
Bitkisel besinlerin başında buğday ve arpa gelmekteydi.
Buğday başaklarında taneler sertleşmeden alevde ütülür ve dövülerek
yenirdi. Olgunlaşmış buğday yıkandıktan sonra "dibek" adı verilen oyulmuş
taş içinde dövülerek "yarma" yapılarak kullanılır. Bazı yörelerde "dövme"
de denilen yarma kaynatılarak tereyağı eklenip yendiği gibi, çeşitli
yemeklerde de kullanılmaktadır. Buğday kaynatılıp kurutulduktan sonra elle
veya su ile döndürülen taşlar arasında kırılarak bulgur yapılırdı. Bulgur
günümüzde de özellikle köylerde önemli bir besindir. Günümüzde el ve taş
değirmenlerinin yerini petrolle çalışan değirmenler almaktadır.
İnsan ve hayvan veya su gücü ile döndürülen taş
değirmenlerde buğdayın öğütülerek un haline getirilmesi işlemi az da olsa
bazı kırsal yörelerde halen uygulanmaktadır. Unun su ile yoğrulup
tandırlarda veya sac üzerinde pişirilmesi şeklindeki ekmek yapma tekniği
de eski çağlardan beri devam eden bir uygulamadır. Günümüzde tüketilen
ekmeğin önemli bir bölümünü sac üzerinde pişirilen yufka ve bazlama ile
tandırda pişirilen bazlama oluşturmaktadır. Hamur açıldıktan sonra içine,
peynir, kavurma, ceviz gibi yiyecekler konarak köz içinde veya sac
üzerinde pişirilirdi. Günümüz Türk mutfağının önemli ürünlerinden olan
börek, gözleme, katmer ve pidelerin bu uygulamaların geliştirilmesiyle
ortaya çıktığı söylenebilir. Hamur açıldıktan sonra küçük parçalara
kesilerek et veya mercimekle pişirilmesiyle yapılan "tutmaç" aşı da eski
Türklerden günümüze gelen yemeklerdendir. Mantı da bir nevi tutmaç türevi
sayılabilir.
Dağlık, kurak yörelerde buğday iyi yetişmediği için
çavdar ekerlerdi. Çavdar, aynen buğday gibi un, bulgur ve yarma yapılarak
kullanılırdı. Arpa da önemli tahıllardan biriydi. Eski Türklerde
kaynatılmış buğday, arpa hamuru ile yoğrularak bir keçeye sarılır ve iyice
yumuşadıktan sonra pişirilerek yenirdi.
Buğday ve arpa ezmesinin mayalandırılmasıyla boza
yapılırdı. Bu uygulama da halen sürdürülmektedir. Arpa ve darının
mayalandırılmasıyla bira benzeri içki yapılır ve toprak küplerde
bekletilirdi. Uzümden şarap yapıldığı da bilinmektedir.
Elma, erik, armut, ayva, üzüm gibi meyveler taze olarak
yendiği gibi kurutularak kış için saklanırdı. "Kak" adı verilen kurutulmuş
meyveler kış aylarında su ile pişirilir, pekmez katılarak tadlandırılırdı.
Kuru meyvelerin pekmezle tatlandırılarak pişirilmesiyle yapılan "hoşaflar"
kış günlerinin önemli tatlılarından birini oluşturmaktaydı. Üzümden
yapılan pekmez, buğday veya çavdar unu ile pişirilerek helva yapılırdı. Bu
uygulamalar bazı yörelerimizde halen sürdürülmektedir.
Başta patlıcan olmak üzere, salatalık, havuç, ıspanak,
soğan ve turp gibi sebzeler Türklerin beslenmesinde eski çağlardan beri
önemli yer tutmaktadır. Bunun yanında, ilkbaharda bahçe ve tarlalarda
kendiliğinden yetişen birçok ot da toplanıp çiğ veya pişmiş olarak
yenmekteydi. Bunlardan, madımak, yemlik, yarpuz, töhmeken gibi birçok ot
günümüzde de sebzenin az bulunduğu ilkbahar aylarında Anadolu insanının
beslenmesine katkıda bulunmaktadır. Patlıcan, biber kurutularak, asma
yaprağı salamura yapılarak kışın da kullanılabilmektedir.
İslam dininin Türk mutfağı üzerine etkisi:
Kur'an'da tek yasaklanmış hayvan domuzdur. Bunun
yanında, zamanla, eşek, at, katır gibi tek tırnaklı hayvanların eti ve
sütü; kertenkele, sümüklüböcek gibi sürüngenlerin, kurbağa, tilki gibi
hayvanların yenmemesi öğütlenmiştir. Günümüzde bu tür hayvan etlerinin
Türk mutfağında yeri yoktur.
İslam dinince alkol yasaklandığından mayalanma sonucu,
asit yanında alkolden oluşan içeceklerden vazgeçilmiştir. Bunun yanında,
içinde az miktarda alkol bulunan kefir, bazı yörelerimizde az miktarlarda
ve genellikle sağlık gerekçeleriyle yapılmaktadır.
İslam dini ile birlikte Arap mutfağı da Türk mutfağını
etkilemiştir. Özellikle Güneydoğu yöremizin yemeklerinde Arap beslenme
kültürünün etkisi fazladır. Fazla miktarda baharat, özellikle acı biberin
çok kullanımı bu etkinin örneklerindendir.
Diğer kültürlerin Türk mutfağı üzerinde etkisi:
Türkler Anadolu'ya yerleştiklerinde daha önce yaşayan
insanların beslenme sistemlerinden etkilenmişlerdir. Fasulye, nohut,
mercimek, bezelye gibi kurubaklagiller, lahana, karnabahar, maydanoz gibi
sebzeler Akdeniz çevresi besinlerindendir. Türkler Anadolu'ya yerleştikten
sonra daha önce bu yörede yaşayan Hitit ve Bizans kültürlerinin de
etkisiyle mutfak araç ve gereçlerini geliştirmişler, besinlerini
çeşitlendirmişlerdir. Anadolu'ya gelirken İran kültürü ile de etkilenmiş
olmaları doğaldır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun gelişmesine paralel olarak
Türk mutfağı önemli gelişme göstermiştir. Mutfak, saray yaşamının önemli
bir parçası haline gelmiştir. Aşçılar padişah erkanının hoşuna gidecek
yemekleri üretebilmek, saraylarda verilen ziyafetleri daha gösterişli
duruma getirebilmek için birbiriyle yarış ederek Türk mutfağının
zenginleşmesine katkıda bulunmuşlardır. Türk mutfağı en hızlı gelişimini
Fatih döneminde göstermiştir. Fatih döneminde beslenmede yer alan
hayvansal besinlerin başlıcaları; koyun, tavuk, kaz, yumurta, süt, yoğurt,
işkembe, paça, kelle ve balıktır. Sebzelerden ıspanak, lahana, pırasa,
patlıcan, kabak, salatalık; kurubaklagillerden mercimek, nohut;
tahıllardan un, bulgur ve pirinç, bitkisel besinlerden en çok
kullanılanlardır. Sebzeler yemeklerde kullanıldığı gibi turşular da
yapılmaktaydı. Süt yağı en çok kullanılan yağ türüdür. Zamanla zeytinyağı
da mutfaklara girmiştir. Saray mutfağının en önemli bir bölümü tatlı
yapımına ayrılmıştır. En çok kullanılan tatlandırıcı bal ve pekmezken,
zamanla şeker, bunların yerini almaya başlamıştır.
Baharat, saray mutfağının önemli malzemelerindendir. En
çok kullanılanlar; kimyon, safran, hardal, kişniş, biber ve tarçındır. Tat
verici olarak maydanoz, nane, sarmısak ve soğan kullanılmıştır.
Halkı yönetenin bir görevi de onları doyurmak
olduğundan, vakıf imaretlerinde aşevleri oluşturulmuştur Aşevlerinde
gelenlere günde iki kez yemek verilirdi. Aşevlerinde, ekmek yanında, en
çok verilen yemekler; pilav, çorba, sebze ve et yemekleridir Cuma
günlerinde ve Ramazanda bunlara helva, zerde ve bal gibi tatlılar
eklenirdi.
Saray mutfağı, batı ülkelerinin mutfaklarını etkilediği
gibi, onlardan da etkilenmiştir. Pasta Fransız mutfağından, makarna
İtalyan mutfağından Türk mutfağına girmiştir. Bunun yanında, buğday
unundan hazırlanan hamurun açılarak kesilmesiyle yapılan erişte eski
çağlardan beri kırsal kesim insanının beslenmesinde yer almıştır.
Teknolojik gelişme de Türk mutfağını etkilemiştir.
Yağların rafinasyonu, tereyağının yerini margarinin alması, işlenmiş
besinlerin mutfağa girmesi, pişirme araçlarının değişmesi bunun başlıca
örnekleridir.
Sofra düzeni ve yemek servisi:
Eski Türklerde sofraya "tergi" de deniyordu. Yemek
kırıntılarının yere dökülmemesi için önce odanın ortasına geniş "sofra
örtüsü" denilen, bugünün masa örtüsü yerine geçen örtü yayılırdı. Onun
üzerine 40 cm. yükseklikte bir altlık yerleştirilir, onun üzerine de sini
konurdu. Bakır, pirinç gibi madenlerden yapılan sinilerin yanısıra buğday
ve çavdar sapından örülmüş siniler de kullanılırdı. Sininin kenarlarına
kaşıklar yerleştirilirdi. Eskiden tahta kaşıklar kullanılırken, zamanla
yerini madeni olanlara bırakmıştır Yufka ekmekle almak dışında, elle yemek
alışkanlığı yoktur Hatta bazı topluluklarda elin yemeğe batırılması uygun
görülmez. Uygun görmeme "mundar ettin" sözcüğü ile belirlenir "Mundar"
kirlenme anlamında kullanılır. Yufka ekmek nemlendirildikten sonra
katlanarak sininin veya sofra örtüsünün üzerine yerleştirilir
Sofraya büyükler bağdaş kurarak, kadınlar ve gençler de
genellikle dizüstü otururlar Oturanlar dizlerine tüm sofrayı dolanabilen
ve peçete yerine kullanılan eni dar örtüler örterler Bu örtüler evlerde
dokunurdu. Ensiz örtüler yan yana dikilerek sofra örtüsü yapılırdı.
Zamanla bunların yerini, satın alınan örtü ve peçete almıştır. Su testisi
sofranın kenarında genellikle baba veya annenin oturduğu tarafa yakın
konurdu. Testiye uygun, toprak bardaklar kullanılmaktayken, günümüzde
bunların yerini cam bardaklar almıştır
Sofraya önce çorba getirilirdi. Oturanlar aynı tabaktan
kendi kaşıklarıyla çorbayı içerler, arkasından diğer yemekler büyük servis
tabaklarının içerisinde sofraya getirilir ve oturanlar kendi kaşıklarıyla
yerlerdi. Kaşığı, tabaktaki yemeğin kendi önüne gelen bölümüne daldırmak
geleneği vardır Kendi kaşığı ile yemeği karıştırmak, başkasının önüne
gelen kısımdan almak uygun görülmezdi.
Sofraya oturmadan ve sofradan kalktıktan sonra eller
yıkanırdı. Ellerin yıkanması için orta yerinde sabun da bulundurulabilen
leğen ve ibrikle su ve eli kurulamak için "peşkir" denilen elde dokunan
elbezi bulundurulurdu. Zamanla bunun yerini havlu almıştır Çorba, pilav,
çok sulu et ve sebze yemekleri kaşıkla yenirdi. Suyu az olan parçalı
yemekler, örneğin saç kavurması gibi, yufka ekmekle alınırdı.
Yemek ister kaşıkla, ister yufka ile olsun genellikle
sağ elle yenirdi. Yemeğe besmele ile "Allah'ın adı" ile başlanır,
sofradaki büyük başlamadan küçükler yemeğe başlamazdı.
Günümüzde, yer sofraları bazı ailelerde halen
kullanılmaktadır Bu sofralarda kaşık yanında çatal ve bıçak da yer
almakta, bazı durumda sininin üzerine herkes için ayrı tabak konmaktadır
Günümüzde yer sofralarının yerini masalar almaktadır
Yere düşmüş ekmek parçası öpüiüp başa konarak
hayvanlara verilmek üzere kaldırılır. "Ekmeğe basarsan taş olursun" deyişi
bunun en güzel örneğidir. Günümüzde bile ekmeği çöpe atma yerine hayvan
besleyenlerin alması için ayrı torbalarda kapı önlerine bırakılmasında bu
inancın rolü olsa gerek. Sofrada artık bırakmak uygun görülmez. Tabakta
yemek bırakıldığında "arkadan ağlar" denmesi, Türk geleneğinde yemek
israfinın ne denli olumsuz kabul edildiğini açıklayan başka bir örnektir.
Günümüz Türk mutfağı Türkiye'de yaşamış olan değişik
uygarlıkların katkısıyla gelişmiş ve zenginleşmiştir. Günümüzde belirli
yöreye ait olan bir yemek, aynı adla veya değişik adlarla başka yörelerde
de yapılmaktadır. Belirli bir yemeği belirli bir uygarlığa mal etme
olanağı yoktur. Türk mutfağı dendiğinde, Türkiye'de yaşayan insanların
beslenmesini sağlayan yiyecekler, içecekler ve bunların hazırlanması,
pişirilmesi ve saklanmasında kullanılan araç-gereç ve teknikler
anlaşılmalıdır.
|